/Yutağan/13:51 – Sen/

Başkalarının göremediğini görüyorum, halusinasyon diyorlar;

Başkalarının eksikliği neden benim hastalığım oluyor..!

Sonra rüyama bir kelime giriyor.Yutağan..!Kabusumdan uyandığım gibi daha önce duymadığım bu kelimeyi araştırıyorum.Fazla detaylandırmamak iyi olacak sanırım.

Gece kaçda uyuduğumu hatırlamıyorum.Sabah’a eskisi gibi sıcak sütle başlamak istiyorum.Pek birşey yiyesimde yok,Göktürk’de pek fazla seçeneğimde…Sıcak Süt diyorum,Hot Milk olarak convert ediyorlar.Süt ısınıyor ve gelen o saçma soru.”Take away me?” Benim anladığım götür beni,karşımdakinin demek istediği paket servisi mi?Resmi dili türkçe olan bir ülkede batıya özenmişliğimiz daha ne kadar devam edecek?

Bu siralar blog yazmak için uygun olan zamanı ve mekanı bulamıyorum.Bu maceradan vazgeçmedim,bu duraklamalar inziva yada nadas olarak nitelendirilebilir. İlkokulda ki edebiyat ogretmenim sadece  toprakları dinlendirmenin nadas olabileceğini iddia etmişti, bizim yani insanlarında topraktan yaratıldığımızı düşünmeden.

İnsanoğlu,hata yapmasının sebebi düşünebilir canlılar olmasından,ne yapacağımıza karar veremeyecek olsak,yaptıklarımızdan da sorumlu olmazdık.Bazen çok kötü olduğum rüyalar görüyorum,elimde olmamasına rağmen rüyada olsa böyle şeyler yaşamak istemiyorum.

Sonra normal yaşantımızda düzenlemek istiyorum,legal uyuşturucular kullaniyorum yine legal bağimliliklarimdan kurtulmak için.İnsanları korkutan yan etkilerini ilaç almasamda yaşıyorum.

Yeni birşey keşfettim mesela,beyindeki ödül sistemini çökertiyor,birkaç hafta sonra etkisini göstermesiyle maaş almak bile istemiyorum. Sonra bildiğiniz,ödül olarak gördüğünüz ne varsa işte.Bu öyle birşey ki başkalarını aşırı depresif hale sokan ilaç beni çok rahatlatıyor.İntihar eğilimi en büyük yan etkisi,normal insanlar bunu kullanıp depresif durumdan intihar düşünürken ,ben bu eylemi böyle radikal bir karar olarak görmüyorum işte.Burada yapmam gerekenler var,yakın zamanda fırsat bulursam yaparım işte,öyle rahatım yani.Sonra tuhaf bir sekilde kızlar uzerime uzerime geliyor,tanımadıklarım bile. Sözlükte okumuştum,maniklerin birbirini çektiğini…

Bu tür kimyasalların işe yaradığı görülsede aslında kendi kimliğimizi degistiriyoruz.Günun  birinde Vmfs değilde,doğrudan OS/NTFS katmaninda çalışan bir ilaç olursa,bana aşkı değil Eda yi unutturabilirse meselâ o zaman bu iş tamamdir diyebileceğim.Aşk demişken yine kendimle çelişiyorum.Çünkü geçen zaman içinde ne insanlar tanıdım.Kimi güzellik olarak kusursuz,kimileri çok tatlı,tarifsiz güzellikler işte.Ama onlara karşı birşey hissedemeden eski bir saçmalığa takılıp kalmam.İnsan psikolojisi böyle birşey işte.Ne yaşadığınızdan çok o durumu hangi şartlarda nasıl yaşadığınız önemli.

20 Aralık 2014..Saat 13:55.Istanbul trafiği, istikamet ikitelli. Önümüzde dengesizin biri en soldan,en sağ serite geçmeye çalışıyor, arkadaşım serzenişte;Bu kızlar trafiğe neden çıkıyor?Başımı kaldırıyorum plaka senin, içindeki de sen…Sonra birden yüzümün rengi değişiyor.System recovery olmuşcasina herşey yeniden başlıyor. Hayat tekrar berbat.Film gibi tesadüf…İstanbul küçük evet,ama sadece İstanbul.Belkide bu seni son görüşüm,belkide…

Sent from my HTC

İzmir’in yakan sıcağı,İstanbul’un kasvetli havası ve senin doğum yıldönümün.

Screenshot_2014-11-01-23-45-18

Tüm bunları bir hafta içinde yaşadım.Az daha unutuyordum bugünde ard arda 2 kabinet kapağı düştü kafamı sıyırıp boynuma.İlginçdir ki ne zaman iyi birşeyler yapsam böyle ufak atlatılmış kazalar geliyor başıma.Hal böyle olunca sorguluyor insan.Bu iyilik olmasaydı bu kaza hiç olmaz mıydı?

Doğum yıldönümün taksim gecesine denk geldi,takvim 2 kasım gecesi çaldığı gibi bi sıkıntı hissettim içimde.Gece’nin ilerleyen saatlerinde daha büyük problemler çıktı.Seda Sayan’ın dekoltesi,Naim Süleymanoğlunun göbeği ile bir kız belki alkol etkisi belki içindeki yıllardır sönmeyen ateşle üzerime oynamaya başladı.Neyse ki hızlıca kaçmayı başardık.

Bu sıralar her kesimden,her türden  bayanın ilgisinin bana kaymasındaki sebebi anlayamadım.Nasıl böyle her kitleye hitap edebilen,her isteğe cevap verebilen birinin görünümüne büründüm ki ben.

Tutunamayanlar mı?  Yetinemeyenler mi?

Bu gruplardan hangisine girdiğimi bilmiyorum.İnsan olup da yetinebilen biri olduğunu da sanmıyorum.Bir yandan bunları düşünüyorum,bir yandan yakın zamandaki hızlı mesleki ivmemin,hergün işeyarar bilgiler öğrenmenin mutluluğunu yaşıyorum.Saat 05:20 ve ben hala zevk içinde çalışabiliyorum.İnsan kendini geliştirdikçe,ufak problemleri fanteziler yaparak çözmeye çalışıyor,basit çözüm yollarını unutup.Kimin aklına gelirdi ki bir restart işin çözümü.Eskiden sadece zaman kazanmak için kullanırdık bu yöntemi.

Bugünün sabahında büyük bir sıkıntı yaşattım benden destek alan birine.Gittim bende başkasından destek aldım.2 kişi bir fw’a bağlanıp birkaç dakika içinde çalışan sistemi krize soktuk.Ben demiştim ama Proxy engellemenin yöntemi Any to Any=Deny kuralıyla çözülmezdi.Aslında ultrasurfden önce engellememiz gereken başkaları vardı.

…ve düşünüyorum. Hayatdaki tek yenilgim sensin benim.Unutamadığım tek kandırılma hikayem,tek özlediğim,tek nefret duyduğum.

Yalnızlık hayatımızın her yerinde.Şarkılar özlemimizi mi anlatıyor yoksa özleme sürükleyen onlar mı?

IMAG0544

Güzel bir haftaya başlamıştım.Çatı katına  çıktım ve çayımı içerken başımı kaldırdığımda gökyüzü Windows 98 SE duvar kağıdı gibiydi,  karşımdaki plaza inşaatında rahatlıkla izleyebileceğim dozerler çalışıyordu.Bir insan daha ne isteyebilir ki?

Ofisden çıkmaya hazırlanırken,bingo..!Sistemin aptallaşması ve sonrasında crash olması.Ne olurdu sanki ben çıkana kadar dayansaydı.

Geceleri gerçekten çok soğuk oluyormuş burası,çok ıssız.Çalışırken elime kelebek kondu ve ben korkudan yerimden fırladım.O kadar da odaklanmışım.

Yazıma başladığım sıralar Pazartesi günüydü .Bugün Salı akşamı, hala birkaç dakika bile uyumadım..Bu durum beni biraz aptallaştırdı ve aptal halimle daha çok eğlendiğimi farkettim.Olmayan canlı varlıklar görüyorum,bana doğru koşarak gelen adamlar.

Gidişime sayılı zaman kaldı,6 aydan daha kısa.Yeni bir yaşam dedikleri bu olmalı.Akşam seviyorum dediğin birini sabah unutmak,sonrada adını yeni bir gün koymak olsa olsa vefasızlık.Hırsızlık yapmak yanına kar kalabilir,insanları kandırmakta.Ama size güvenen birine bunları yapıyorsanız  iki dünyada da işiniz zor demektir.Tabiki hayat hepimiz için zor,ama ben rahat uyuyabiliyorum.Öksürüyorum geceleri  ama bu vicdandan değil.

Yeni yaşam kavramı hepimiz için farklı.Yanımda başkaları olsada sanki olmuyorlar,değişmiyor hiçbirşey.Bu yazdıklarımı okuyor ve tepki vermediğini düşünüyorum,sonra daha çok sinirleniyorum,daha çok kırılıp tekrar silkelenip kendime geliyorum.Güçlü olmam gerekiyor,bir planım olsada olmasa da seninle ilgili güçlü olmak hayatımızın her anında gerekli.

Bir garip geçiyor bu hafta.Tanımadığım kızlar konuşmaya çalışıyor,gülümsüyor.Buralarda bir İzmir havası estiriyorlar.Hayat şimdilik çok güzel.İşden ayrılan bir eleman gibi bu şehirin bütün stresini başkalarına kitleyip gidiyorum,sanada mutsuzluğumun bir parçasını bırakıyorum.Benim için üzülmesende benim yüzümden üzüleceksin.Tabiki bu beni mutlu etmeyecek,belkide hiçbirşey istediğim gibi değil.Baksana sen bile problemli çıktın.

Seni istiyormuyum?Tabiki hayır.

Kendine iyi bak,seni biraz fazla sevmişim..

Sanırım yine çelişiyorum kendimle…

Hayatımıza çok küçük yaşlarda girdi şehir efsaneleri..Kertenkele bulup eczaneye verdiğimizde,onlar kuyruğunu ilaç yapımında kullanacaklar ve bu sebeple bize para ödeyeceklerdi.Yaşımız büyüdükçe eski tv lerin içinden çıkan kırmızı civa hikayesini öğrendik.Bu civanın bilmemkaç gramı bile 100’lerce milyar ediyordu(o zamanlar paranın 6 sıfırlı hali vardı).

İnsanların paraya olan zaaflarını öğrenmişler ki bu açığı ticarete dökme girişiminde bulunan fırsatçılar oldu.Ne yazık ki çokta başarılı oldular.İstanbul’un kerizi bitmez lafını sadece bir  varsayımdan ibaret sanan ben çevreme şöyle bir göz gezdirdikçe durumun tamamen gerçek olduğunu gördüm.En kötüsüde ne biliyor musunuz.Mutluluğun sadece para ile geleceğini düşünen insanların, son hayat ışıklarının, son göz parıldamalarının çalınması. Her ne kadar haketseler de hayatın çok acımasız ve bazende adaletsiz olduğunu düşünüyorum.Herkes hakettiği gibi yaşıyor evet ama maalesef herkes eşit şartlarda,aynı start çizgisinden başlamıyor.

İnsanları kandırmanın en kolay yöntemi zaaflarını kullanmak.Eğer hedef  kitleniz erkeklerse paradan daha çok işe yarayan bir yöntem var Türkiye’de.

Geçen haftasonu bir arkadaşımın ricası üzerine  toplantı dedikleri beyin yıkama seansında bulundum.İstanbul’un özellikle Bağcılar’ından getirilen cahil ve soyut olarak gözleri paradan başka hiçbirşey görmeyen,somut olarak hiç para göremeyen birsürü genç,yaşlı,evli,bekar,erkek kız topluluğu.Göz boyama operasyonları başladı hemen.Gözlerinizi kapatın ve bir Porsche sahibi olduğunuzu düşünün.Bak ben Mercedes’imi 3 ayda bu işden aldım(aldım dediği araç sorgulamada kiralık görülüyor:) )

Bir dolandırıcı olmak istesem dersime iyi çalışırdım.Ne iş yaparsam yapayım,en iyisi olmaya çalışmak önemli benim için.İki lafı biraraya getiremeyen biri olsam diksiyon eğitimi alırdım mesela,giyimime dikkat ederdim,sonuç olarak kurbanların için giyimde çok önemli.Bu keroların  gelişigüzel  şekilde bile toplumun belirli bir yüzdesini kandırabilmesi,verilen emeğe göre gerçekten verimi yüksek yapılan bir iş.Neydi verim kuralı?Verilen güç/Alınan Güç.Bu senaryoda da bu geçerli sanırım.

Neden bahsettiğimi az çok anlamışsınızdır.Türkiye’de ilk önce Titan(Saadet Zinciri),sonra QNET ve son olarakda Mega Holding.Dikkat ederseniz ilk iki şirket insanları dolandırıp sırra kalem bastılar.

Bilgi olmadan,kolay yoldan para kazanmak mümkün değil.Eğer iyi bir mesleğiniz varsa para kazanmak yine zordur,sadece daha kaliteli bir yaşama sahip olursunuz.

Ama mutluluk,bu gerçekten birden fazla denkleme dayalı.Beni mutsuzluğa iten tek kavram maalesef aradan uzunca zaman geçmesine rağmen hala sensin.Birden fazla duyguyu yoğun olarak hala seninle yaşıyorum.Unuttum sanıyorum,ama unuttuğumu hatırlıyorsam sürekli demek ki kavgam devam ediyor kendimle.Birsürü şey geliyor aklıma,birsürü yaşanmışlık ve yaşanamamışlıklar.İçim sıkıştığı içinmi seni hatılıyorum yoksa senin yokluğun mu içimi sıkıştıran hala bilmiyorum.Sebebi sen olmasanda sayılı gün sonra çok uzaklara gidiyorum.Herşey planladığım gibi gitmiyor tabiki. 12441 km sağ tarafa gidecekken,8837 km sola gitme kararı aldım,şartlar çok çabuk değişiyor.Amerika’ya gitmek için pasaport alıp Irak ve Azerbeycan’dan çıkamayan Mustafa Abi’nin hikayesi gibi…

Yaptığım yanlış hareketlerde,sığınma sebebi olarak  görmüyorum seni artık.Öğrendim ki yadırgadığı şeyi yaşamadan ölmeyecek insanoğlu.Benimde başıma geliyor teker teker.Sönmüyor hiç ateşim.İyi bir insan olma çok eskilerde kaldı,en azından kendime karşı iyi değilim.

Unutuyordum az daha.Geçen haftalarda biriyle tanıştım.Soyismi seninle aynı.Şuanda yine yalnızım tabiki.Sanırım benim olayım bu.

Yalnızlık bir tercih,bak tecrübe ettim birkez daha…

Son görüşmemiz yetmedi sanırım.İzini kaybetirirsen seni bulmam daha anlamlı olabilir.Belki yıllar sonra,belki daha yakın.

Dışardan bakılınca ruh hastası olduğumu düşünenler olabilir.Öyleyimdir belkide,kendimle barışık olmayı öğreniyorum artık.Kabulleniyorum.

Ama herzaman iyiniyetim baskın çıkıyor.Bu rahatsızlığım yine kendimden başkasını rahatsız etmeyecek.

Bir takıntı var işte bende.Güvenmediklerim gelip herşeyimi gaspetsin,problem değil,ama gözümü kapatıp güvendiğim,sevdiğim yapınca o acı çıkmıyor içimden.Sonra zaman denilen şey geçsede geçmiyor içimdeki öfke.Takılıp kalıyorum ve sanırım bu takıntıyı öldürmeden ölmek istemiyorum.

Senin yokluğun bile hala insanların hayatıma girmesine engel oluyor.Hep seni düşünüyorum,sesini özlüyorum en çok.Sen böyle yaptıkça işler daha zorlaşıyor,ama olsun.Zor işleri başarmak benim işim.Bu yüzden bilgisayarcı değil sistemciyim,belkide junior bir sistemci.Bu kıyaslamayı kiminle yaparım bilmiyorum.Kimileri benden vasat,kimileri hayranlık duyacağım kadar bilgi sahibi.

Şimdi gitmem gerek.Yarın yine çok yoğun,koşturmaca.,

Seni hatırlamak diyemeyeceğim,unutamamak o kadar can sıkıcı ki…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

11.02.2014

Olmuyor oluruna bırakınca…Zaman geçiyor,biz bitiyoruz.

Yine çok yoğun çalışıyorum bu zamanlar.Normal insanlar gibi çalışmak,iş yükümü azaltmak için  farklı sistemler geliştirdim kendimce.Telefonlarımı yanımda taşımayıp,daha ulaşılamaz oluyorum.Çok kritik işlerde bir şekilde ulaşmayı başarıyorlar nasıl olsa.

Uyku düzenimde bozuldu bu sıralar.

Hala senden bahsetmek içimde bir yenilgi hissetmeme neden oluyor.İnsanın kızıp,sinirlendiği kişi,muhatapı yanında olamayınca kendine zarar veriyor.Bazen kendimi çok büyük bir boşlukta hissediyorum.

Hayat iyi yada kötü bir şekilde geçiyor ama tam istediğim gibi olmuyor hiçbirşey.Mutluluklarımı zamanın ötesinde hedef mi hayal mi olduğunu şuan için öngöremediğim eylemlerin sonucuna erteliyorum.Elimdekilerlede mutlu olamıyorum senin yokluğuna kitlenmişken düşüncelerim.

 

IMG-20140902-WA0001İşimiz çok zor,

Elle tutulamayan bir şeyle(bilgi) elde tutulamayan bir şeyi(data) yönetmeye çalışıyoruz.Hele ki benim gibi bir çok konuda bilgi eksikliğiniz varsa…Herşeyi bilemeyiz,ama analitik düşünme yeteneğimiz bize bu konuda yol gösterebilir ve bilmiyorum demenin karizmasını başka hiçbir kelimede görmedim.

Tabiki mesleki zorluklarımız bununlada sınırlı değil.Uzun yıllardır bu işi yaptığım halde aileme ve çevreme  tam olarak ne iş yaptığımı açıklayamıyorum,birçok insanın ee sen  formatda  atabilirsin yorumlarına maruz kalıyorum.Onların bu işden anladığı halk arasında format atmak diye geçen ama aslında  bilgisayara yeniden işletim sistemi kurma eylemi.Bu konuda biraz garip.Format kelimesinin türkçe karşılığı biçimlendirmek ve kimse bugüne kadar bilgisayarımı biçimlendirebilir misin diye çıkmadı karşıma.Küçük vizyonlu insanlarda telefon numaram olması çoğu zaman delirtiyor insanı.Sistem  down olmuş,saniyelerle yarışıyoruz ve gelen telefonun öbür ucundaki şahış facebook candy crush hilesi,yasaklı sitelere girmek gibi konularda acil destek istiyor.

İkinci bir zorlukta ailenize sizin asıl çalışmanız gereken zamanın kimsenin çalışmadığı zaman olması gerektiğini açıklayabilmek.Sistemin yavaşlamasına bile tahammülü olmayan şirketinlerin sisteminin down olması.Yaşamayan bilemez sorumluluğu.Acil servisteki doktorlar bile bizden daha relax.Çünkü orada insan hayatı,bizde para kayıbı oluyor ki Türkiye’de insan hayatı çok ucuz.Her gece mesailerim sonrası annemin  ‘Böyle iş mi olurmuş?’ serzenişlerine maruz kalmak,yorgun argın işden gelince pavyondan gelmiş muamelesi görmek insanın canını sıkan durumlardan.

Blog deşifre olduğuna göre artık daha dikkatli yazmalıyım.Ortada bir adaletsizlik olduğu kesin.Benim dumanlı kafayla tek başıma yazdıklarımı onlar sağlam,dinç ve grup halinde yüksek sesle okuyorlar.

Yavaş ve sakin,ümitli ve kararlı.Güçlü ve iradeli.Tutarlı ve acımasız.Gözü kara  ve merhametli.Amaçsız ve hedef sahibi.Geçiyor işte hayat bir şekilde.Her tercih beraberinde bir vazgeçişi gerektiriyor ve ben bu konuda ne yapacağımı gerçekten  bilmiyorum.

Gerçekçi olmak lazım birazda.Bir insan bir kere ölüyor,2 kere ölen tek şey **.)Az önce karşı masamda çok ilginç bir olay oldu.Cafede bardak kıranı gördümde cam masayı tuz buz etmek,bu nasıl bir nazardır?)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

./

Bugün  Storage eğitimimin 3. ve son günü.Bilgi birikimi oldukça yüksek bir eğitimcimiz var,Hollanda’lı ve dolayısıyla eğitimde İngilizce.Bir sorun varki Cuma namazına gitmek için izin isteyen arkadaşların We want go to Friday demesi.Bunun böyle çevrilmemesi gerekiyordu sanırım ..:)  Bu milletlerarası dil problemi çok sıkıntı oluyor.Geçen günlerde ofisimizde zaman zaman gelip çalışan Amerikalı bi kız vardı.Çay istermisiniz sorusuna hayır,teşekkürler demesine rağmen çay servis edildiğini görünce google translate açıp Hayır ve Evet kelimelerinin çevirisine bakarken yakaladım.

Eğitim sonunda usb memory verdi adam,dökümanları herkesin kendi bilgisayarına kopyalaması için.Kopyalama işlemi benden başladığı için,içine ek olarak saçmasapan bir video kopyalayıp,ismini teknik bi kaç kelimeyle değiştirdim.

Bugün senin elinin değdiği hatıralarımında olduğu dolabımı toplama kararı aldım.D&R poşeti çok iyi saklanmasına rağmen parça parça olmuştu.Doğa dostu,çabuk çözünen poşetlerin ömrünüde yaklaşık olarak süresini de ölçmüş oldum.

Spor salonuna 12 ay esir olmamak adına internet ilanlarından üyeliğini devreden biriyle tanıştım.Bir insan bu kadar iyiniyetliyken aynı zamanda nasıl bu kadar güzel olabiliyor anlamış değilim.Spor salonlarında 3 çeşit kız tipi vardı gözlemlediğim.

1.Sporun bile kurtamamayacağı tipler.Sorun sadece kilo değil.Hatta bir keresinde böyle birisi Pec Fly kullandığı için yaklaşamamıştık makinanın başına.Birde bunların erkek gibi güçlü olanları var,yüksek ağırlıkların altında inleyerek çalışan.

2.Sıkılaşma amacıyla gelenler.Bu tür insanlar zaten toplumda gider seviyesi oldukça yüksek olmasına rağmen nirvanaya erişmek için gelenler.

3.Kusursuz diye tabir edilen ve bu spor salonlarında işlerinin ne olduğunu anlayamadığım insanlar.Benim görüşüm zaten kusursuz olan bir yapıyı  daha iyi bir seviyeye taşımaya çalışmak risk almaktır.

Üyeliğini devir aldığım kişide bu 3.  maddedeki sınıfa giriyordu.Hep merak ederdim zaten bu insanların nasıl bir hayatlarının olduğu.Onlarda normal insanlar gibi mi yaşıyordu?Sanırım çok ani kararlar almak,sürekli pozitif olmak ve limit tanımamak.En son Perşembe akşamı görüşmüştük.Özlem Tekin dinleyip,hadi ben bu haftasonu için Yunanistan’a gideyim kararı almış.

Ani mutluluklarım oluyor tabiki.Ama her yalnız kalmamda,bazende kalabalığın içinde yalnız hissettiğimde geliyorsun aklıma.Tam olarak hangi duyguda aklıma düştüğünü bilsem,seni düşünmemi tetikleyen düşüncelerimden vazgeçebilirim aslında.

Neden sen?Belkide cevaplanması gereken ilk soru bu.Bunun cevabı yine sende olabilir mi?Belkide her istediğimde seni arayabilsem çözülür  bu problem.Aslında çok iyi fikirlere sahiptim,anlık heyecanla herşey birbirine karıştı yine,yine çıkamadım işin içinden ve yine yapayalnızım kendi sorunlarımı çözmek adına.Bu işte bir adaletsizlik yokmu?Beraber başlanan herhangi birşey de ihale neden tek kişiye kalır?İnsan sevince kendini kurtarmak adına karşı tarafıda harcamak istemiyor işte.Sanki herşey bir rüya gibi,zaman zaman iyi,bazende kötü bir rüya.

Beni en çok sıkıntıya sokan düş oyunları şüphesiz ki peşimi bırakmayan Karabasan ‘ lar,senin rüyanın korkutan tarafı ise ne zaman biteceğini bilmemem.Yaşadığım hayatla birlikte sürüklüyorum senide,düşünmek hala çok acıtıyor canımı.   Düşünüyorum bazen,çok detaycı olmasam,hatta sandaletin içine beyaz çorap giyen biri olsam dahamı mutlu olurdum acaba?

Bu hafta evimize bir evrak geldi PTT’den.İçinde 378 kişinin olduğu örgüt.Hepsinin Tc numaraları,isim soyisim bilgileri ve telefo numaraları var.Bu listede benim kardeşimin ismi ve Tc numarasıda var.Durumun tam olarak ne olduğunu sonradan öğrendik.Teknik takibe takılan telefon numaraları ve bu numaraların birinin,kardeşimin bilgisi olmadan, üzerine açılan bir hat olması.Benim anlamadığım bu bilgiler aynı zamanda diğer 378 kişiyede ulaştı.İsteyen biri bu potansiyel grupla çok rahat iletişime geçip kendi örgütünü kurabilir yada bu bilgileri yasadışı işlerinde kullanabilir.Sene olmuş 2014 ve sistemdeki komik güvenlik açıklarını ve bilgi gizliliğine verilen önemi görünce şaşırıyorum.Gerçi zaman zaman arkadaşlarımın arayıp Hotmail’den Gmail’e mail gönderilebiliyor mu? diye sorması,aslında toplum olarak pekte yok katetmediğimizi gösteriyor.

İdari binamızın kapanmasıyla blog yazma anlamında kendime yeni bir mekan buldum.Birkaç aydır burada zaman geçiyordum.Geçen yine böyle bir günde yedim,içtim ve elimi cebime attığımda hiç param yoktu, banka kartlarımın da yanımda olmadığını farkettim.Çok tuhaf bir duygu,her insan birkez yaşamalı bu hissiyatı.

Mekan Kadıköy,Kazasker…

Trafik olağanüstü şekilde ilerlemiyor,Gebze dönüşü  arabayı şirkete  bırakıp arkadaşın motoruyla ilerlememiz bu trafiğin sebebini anlamamızı sağlıyor.Yakıtı biten bir araç,arkadan iten 16-17 yaşlarında bir kız,birde kızın babası,kadının eşi değil sadece kızın babası.

Bu detayları benzinciye kadar kastırdığımızda kadının sonsuz teşekkürleri sonrasında öğreniyoruz.Adam yarım gönülle arabayı iterken bizi yardıma çağırıyor,bizim destek olmamızla adam ortalıklardan kayboluyor.Sanırım seneler öncede kadını bu şekilde bırakmış.Belkide yine başkalarının desteği sonrası kaybolmuş ortalıklardan,böyle tahmin ediyorum.Bugün yaşadığım bu olayı anlatma sebebim hala aklıma geldiğinde gülmemi ve sinirlenmemi sağlayan bir detay.Hava ateş gibi sıcacık,yapacak çok işimiz ve kısıtlı bir zamanımız var,biz tüm gücümüzle arabayı iterken kadının anlamsız yere frene basması,benzinciye girdiğimizde o hızla bile pompaya yanaşamaması. Fren olayını arkadaşa anlattım,içtiği suyu döktü gülmekten,bende az önce çayı döktüm bilgisayarıma.

Bugün çok sakarım,aklım havalarda hep.Araba kullanırken araba kullandığımı unutup dalıyorum bazen de gözlerim açık,bilincim kapalı yada normal hayatın çok dışında frekanslarda.

Neyse,

Geri sayım başladı,bu defa çok az kaldı…

En büyük hatamız başkalarının hayallerini gerçekleştirmek miş,mutlu etmek insanları kendimizden başlamadan…Dünya’ya başkalarının mutluluğu olmak için gelmiyormuyuz  sonuçta?Bazen bir ailenin yıllar sonra gelen erkek evladı,bazen  soylular zümresinin keyiflerini gerçekleştirecek köleler ordusunun bir parçası.

Bu yaşam mutsuz olmak için çok müsait.Bahsettiğim zümre zincirinin ortalarında bir halkayız.Bizden üst durumdakilere bakıp üzülüyoruz,zincirin sağ tarafına baktığımızda durumu bizden vasat olanlar için üzülüyoruz,vurdum duymaz olmadığımız sürece bunun kaçışı yok.Bir temizlikçi abla tanımıştım mesela,sağ ayağı  diğerinden daha kısa,terliğinin üstündeki yükseltme ile topallayarak 50 yaşına geldiği halde çalışmak zorunda olan.Bu durumu düzeltmek isteyen vicdanlı insanların imkanı olmuyor,imkanı olanların gözü pırıltılı yaşamlardan başka bir şey görmüyor.

Yaşama başlamamızla birlikte analiz edemeyeceğimiz türlü yükler biniyor üzerimize.Mesela daha çocuk iken,yetişkin gibi davranmamız beklenmiyormu?30 yaşında bir evebyn her gördüğünü istediği için kızmıyormu evladına?Yada yaramazlıklarımız ceza bulmuyormu?Gerçi  büyüdüğüm süreç içinde aileme olan maliyetimi minimize etmeye çalıştım.İş eğitimi dersindeki fuzuli yatırımları aileme söylemedim,ilkokuldaki tiyatro organizasyonlarından da ailemin haberi olmadı hiçbir zaman.Öğretmenimin ailemle görüşmesiyle bu durumda sona erdi maalesef.Daha o yaşımda matematik dersinin gerekli olduğunun farkındaydım mesela,düşünme yeteneğimi geliştirdiğini,zamanı geldiğinde arkaplanda daha farklı düşünmemi sağlayacanının farkındaydım.Ama iş eğitimi denen saçmalık bence hala bir saçmalık.

Bir önceki paragraftaki gibi ergen isyanını yapabileceğim bir ailem olmadı benim.Bir keresinde kumandalı araba beğenmiştim ,fiyatını sordum  sahip olamayacağımdan emin bi halde,babamın kulağına nerden gitmişse ödemesini yapmış, bir sonraki gün  mağazanın  önünden geçerken engin diye çağırıp vermişlerdi.Böylede ilginç bir babam var işte,kendi oğluna hediye alırken bile gizemli yabancı rolleri oynuyor.

Yalnız olmak bir tercih,bunu bu günlerde daha çok farkediyorum ve yalnız kalmaktan hala çok keyif alıyorum.Mutluluk konusuna gelince herzaman olduğu gibi önemsemiyorum.Belkide dünyanın standart düzeni bu,herkez mutlu olmak zorunda değil,imkansız bu.

Bugün başıma gelen saatler sonra dank eden  hem sinirlendirip hem gülümseten bir olayıda paylaşacağım.Arkadaşın biri aradı bugün,problem group policy manager işlevini görmüyordu.Sysvol test etmesini,firewall kapatmasını önerdim.Birkaç saat sonra gelen telefon;

–Abi ben sorunu çözdüm,sanada anlatıym başına gelirse yardımcı olurum.Sysvol kontrol et,firewall kapat.

Neyse,

Ben bugun yine seni özledim

Yine bir yokluk canımı yaktı

Yine tükenmez kalemlerle isminin baş harfini çizdim koluma, ismin kısaydı tamamladım sonra üşenmeden..

Yine iş amaçlı görüştüğüm birinin isminin Eda çıkmasıyla saçmasapan bir heyecana kavuştum.Aslında bilyordum ki.

Aynı değil di tüm Eda’lar.

 

 

 

 

 

Başkasına yaptığın muzurluklar gün geliyor  sanada yapılıyor,kimse yapmasa bile insan kendi kendine yapıyor.İsraf konusunda çok takıntılıyım.Göz görmeyince gönül katlanır sözüyle de bağdaştırıp yere düşen fıstıkları,kurabiyeleri başkasına yedirme eylemlerine giriştim çoğu zaman.(Hatta bi keresinde o kadar iştahlı yemişlerdiki hayatımda aldığım doğru kararlardan biri olarak tarihe geçtim bunu)Yere düşen küp şekerleri şekerliğin içine karıştırıp kendim kutudaki şekerleri kullandım.Hatta kimsenin daha önce yemediği keşfedilmemiş,ismi konmayan ağaçlardaki kaju benzeri nesneleri yakınımdakilere yedirip kendimi riske atmadan yeni kuruyemişler keşfetme yoluna gittim.Kaç yaşındaydık hatırlamıyorum,Sultanahmet’ deki kestane ağaçlarındaki at kestanelerini yenilebilir diye kilolarca toplamıştık heyecanla,eve geldiğimizde hayal kırıklığı tabiki.Sonra anladım ki bugüne kadar keşfedilemeyen bir besin bulabilecek kadar yetenekli biri değilim ben.Bu yaptığım eylemler tabiki bu yaşıma kadar gözlemlerimden aldığım cesaretle gerçekleşti.Çingene çocukları nasıl ki çöp konteynerinin  olduğu sokakdan bile geçirmediğim yeğenimden daha az hasta oluyorsa bu şekilde bünyeye alınan yiyeceklere ölüm riski yaratmaz,aksine faydalı bile olabilirdi.Bugün de gidip saf gibi aynı durumdaki şekerleri kullanıp içtim çayımı.Ben bunları yazarken belkide hijyene önem vermediğimi düşüneceksiniz,ama bazen öyle meslekler de öyle insanlara rastlıyorum ki,eminim beni bu rahat insanlar bu hale getiriyor.Emin olun hiçkimse göründüğü gibi değil.Zaman zaman lüks restourantların mutfaklarına girme şansımda oldu.Bazen tesadüf,bazen eş dost,bazen bu yapının çok içinde olmak(bu sektörde hiç çalışmadım tabiki)..Dediğim gibi birçok şey  göründüğü gibi değil.İstanbul’un elit bir semtindeki ,servis ücretinin bile 30Tl olduğu bir mekanda(servis ücretinden kastım,kendi getirdiğiniz doğum günü pastası için 5 kişilik çatal bıçak takımı kiralıyorsunuz,30X5 oluyor) mutfakta yerlerin yapış yapış olduğuna şahit oldum.Bu sebeple Bahçelievler’deki pilav arabası herzaman daha samimi ve daha lezzetli geldi bana.Ama her ne olursa olsun ev yemekleri konusunda eski alışkanlıklarım değişmedi.Nedense başka evlerde,başka insanların yaptığı yemekleri hala yiyemiyorum hele ki bu kişi Ordu yada Giresun’lu ise.Tabiki bu yargılarım gerçekten çok acıktığım da değişebilir,brokoli içeren besinleride ancak cephede gerçekten çok zor durumlarda kalırsam bir nebze tüketebilirim.

Bu sıralar üst üste gelen bazen günübirlik,bazen 2 günlük şehirdeğişimleri ilk başlarda heyecanlı görünsede her biri içten içe sıkıntılar yaşattı bende.Hayatımda ilk defa Doğu’ya,Diyarbakır ve Urfa’ya gittim.Havalanından çıkar çıkmaz küçük çocuklar gelin arabası görmüşçesine başınıza üşüşüp birşeyler koparmanın peşine düşüyorlar;Anne ve babalarının bu durumu desteklemesi bizim yetişme tarzımıza göre çok ilginç.Belkide bu yaşıma kadar amcalarımın çoğundan doğru dürüst harçlık alamamam(dürüst olursam bi keresinde 10 kuruşu almak için bayağı uğraşmıştık,sonrasında bu parayı 2 kişi bölüştük,kaybetmememiz için bir sürü nasihat işittik)yabancılarla bu diyaloglara girmememiz gerektiği düşüncesini empoze etti.Buranın yetişkinleride çok farklı.İstanbul’da can kaybı olmayan trafik kazalarında,bazen  taraflar arabadan inerler,anlaşamazlarsa sesler yükselir ve en son birbirlerine girebilirler.Urfa’da prosedür tam farklı olarak önce patır kütür birbirlerine girişip sonra konuşuyorlar.Yemek kültürleri belki olabilir ama kahvaltı konusunda gerçekten çok eksikler,beni öğlen vaktine kadar kahvaltısız bırakacak seviyede tatmin etmeyen işletmeleri.Benim gördüğüm güzel olan tek şey akşam vakti gökyüzüne baktığınızda başınıza düşecek seviyede size yakın görünen yıldızlar.Günün sonunda İstanbul’da olmak gerçekten keyif verici,havalanında süpriz bir şekilde karşılanmak hayatım boyunca unutmayacağım güzel bir süprizdi.Gerçi o yorgunluk ve değişken ruh haliyle yapılan bu jestin karşılığını pek fazla verebildiğim söylenemez.

….ve İzmir.Her seferinde ayrılırken sanki sevgilimden ayrılıyormuşçasına bir hüzün kaplıyor içimi.Bu kadar yabancı insan nasıl bu kadar yakın olabilir ki?Sokaklarda birsürü güzelliğinin farkına varmayan kız mevcut.Bunu İzmir’li bir arkadaşıma söylediğimde tam olarak ne demek istediğimi anlayamamışcasına kötü birşey söylediğimi düşünüp kızdı bana biraz…

Neyseki İstanbul’dayım.Seni görmek gerçekten iyi geldi bana.Daha önce neden olmadığını düşünüp üzmeyeceğim artık kendimi.Sana karşı hissettiğim gerçekten çok farklı bi duygu,sana zarar gelmesinden o kadar çok korkuyorumki.Bir an oldu,trafiğe girmek üzereyken telaşlandım birden,saçmasapan hareketle kaza yapmandan çok korktum,içim sıkıştı birden bire.Neyse ki hala iyisin.Bilmiyorum ama sana ben zarar vermek istiyorum sanırım.Seni sıkıştırıp korkutmak isterken basıp gitmişim aklımdaki düşüncelerle.Yine bir çeşit oyuna geldim sanırım,sana hayır diyememenin bedeli olarak pek tasrif etmediğim bir mekanda,doğal bir ortamın sakinliği yerine ambulans ve araba seslerinin olduğu bi yerde görüştük.Yeşil çay siparişin içimde anlatılmaz bir duyguya sebep oldu.Baştanda konuştuğumuz gibi böyle bir görüşme istemesemde hakkımı kaybettim sonuç olarak,senden bunun tekrarını istemek kendi verdiğim sözümle çelişir.Sana anlatacak,seninle konuşacağım çok şey olmasına rağmen herzaman olduğu gibi bunları blog üzerinden yazmaya devam ediyorum.İnsanız sonuçta,makina değil ve bu sebeple bulunulan ortam insanın psikolojisini çok değiştiriyor.Mesela heryerde blog yazamıyorum,sonuç olarakta seninle görüştüğümüz mekan içimdeki uktenin tam anlamıyla yok olmasına yetmedi.Ama dedimya,sen sözünü tuttun,ben acemiliğime yenildim.Anlaşmıştık oysaki,neden böyle oldu,bilemedim.Yinede teşekkürler,her ne kadar bunu kendin içinmi yoksa benim için mi yaptığını bilemesemde.

İdari Bina’ya çökme planlarımız paranoyak arkadaşımızın takıntıları sonucu gerçekleşmedi.Bu sebeple bu yazımı bu sıralar çok uğrak yerim olan bir cafenin,herzamanki 24 numaralı masasından yazıyorum.Burdakiler de beni gördüklerinde otomatik olarak porselen fincan çayımı getiriyorlar.

Bazen öneride bulunup,yapılması için pek fazla ısrar etmemek gerekiyor ki yapılan yanlışın sonucunu görüp hatasını anlasın.Tam bir erken boşalma belirtisi olarak umarsızca sunucuların power fişini çekip restart etmesi sonucu  1 adet virtual machine eline almış durumda an itibariyle.Birazda talihsizlik.Biz bu oyunu hayati önem taşıyan sunucular üzerinde birkaç defa yaptığımzda başımıza hiçbirşey gelmemişti.Kader işte…