19 December, 2013 00:38

İnsanı yaşamaktan soğutan şey,yaşama sebebiyle aynı olabiliyormuş.Binbir gece masallari gibi,hayat hikayemizin sonunu merak ediyorsak yaşamın devamı zaruri.
İki akşam dır agresif biraz ben. Manik nöbetlerim beni terk ediyor sessizce.
Hiç aklimda yoktu seni özlemek,o gereksiz sesini duymayi şiddetle istemek..Ben sadece dedimya agresifdim,birazda keyifsiz,sıkılmış herşeyden.Yaşamak çok zor geliyor inanki.Birazda boşuna sanki.Telafisi de yok.Düşünsene Sen bile Senin yerini tutamazsın artık.
Dedimya angarya artık yaşamak,kalmamış enerjim.Bugün sağlam bir iş teklifini geri çevirdim mesela.Keşke Cv mize reddettiklerimizi de ekleyebilseydik.Yada keşke eskisi gibi cv kullanma hevesim olsaydı. İnsanın gelecek beklentisi olmaması,dukkani erken kapatmakla eşdeğer.
Zoruma gidiyor biliyormusun.Kendi içimde çelişmek,vefasızligini unutmamak.
Hayir,ilgi beklemiyorum,aramanıda istemiyorum. Ben sadece içimi dökmek istemistim.

Sent from my Mobil Device

ody>

‎”Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın
Biri seni bulacak…
Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan
Biraz ürkeceksin!
Ne kadar dirensen de nafile…
İnsansın sonuçta, seveceksin..
Eski acılara bakıp da küsme sevdalara…
Gâvura kızıp da oruç bozulmaz!
Sök at kafandan acaba’ları.!
Bir kemik aynı yerden iki defa kırılmaz…”  demiş Can Yücel…

O kemik bir kere kırıldımı hiçbirşey eskisi gibi olmuyor.

Hep birileri üzecek, üzülenler genelde daha çok seven taraf olacak.Her ne kadar seni seviyorum kelimesi günümüzde bazı şeyleri bedavaya getirmek için bir çeşit anahtar olsa da ben seni öyle sevmemiştim.

İnsan neden umursamaz olur?Yada umursamak evet senin için üzülüyorum ama senin için yapabilecek hiçbirşeyim yok demekmidir? Üzülmek midir elimizden gelenin en fazlası?Neden eylemlerimizi fedakarlık yerine iyiliklerle kısıtlıyoruz.Bu öz eleştiriyi herkesin kendisine yapması gerekiyor.

Sanırım 17 yaşındaydım.Gizem diye bir arkadaşım vardı.İstiklal’de yağmurlu bir havada mendil satan bir ufaklığa çıkarıp montunu vermişti.O zaman kafalarımızda yatan iyi birer insan olmak fikrinin,belkide iyi biri olduğumuzu düşünmemizin aslında olması gerekenin çok altında olduğunu farketmiştim.O çocuk o günden sonra büyük ihtimalle hiç mendil satamadı.Barbour mont giyen birinden kimse mendil satın almaz.

Hayatımda iyi insanların sayıfı epeyce fazlaydı.Yakın zamanda spora giderken gerekli havlumu,çorabımı organize eden,saatimin kırık camını,kopan kordonunu değiştirip bir nevi asistanlık yapan bir arkadaşım bile olmuştu.Yaptığı kurabiye ve pasta türevleri benim gibi herkesin yaptığını içine sindirip yiyemeyen biri için bile çok başarılıydı.

Bazılarının kriteri yere düşmemesidir,benim kriterim de kimin yaptığı…(Yabancılar için pek anlam ifade etmez bu satır)

Aşk nefretden doğuyor.Kavga bile edemediğiniz,herzaman sizin haklı olduğunuzu kabul eden biriyle aşk kıvılcımlarıda oluşmuyor.

…Hayatım seninle birlikte ciddi anlamda sorunlu hale geldi.Hayat herkeze bir bedel ödetiyor.Sana inanmanın bedelini,yalanlarına her defasında inanmanın bedelini çekiyorum her geçen günle birlikte.Üzülüyorum ve yanımda olmamandan çok vefasızlığın canımı acıtıyor.

Vefa gerçekten önemli bir kavram.Bugün bu anlamda kendimi test etme fırsatı buldum,iş değişikliğimi,dolayısıyla hayatımın bir kısmının değişmesini şuanki yöneticimin insiyatifine bırakarak.Ama sonuç olarak siz iyiniyetli olduğunuzda karşınızdaki de sizin için en iyisi yönünde karar veriyor kendi menfaatlerinden çok.

Bu olgunluğu bir tek sende göremedim ben.Hayaller gerçekleşmesede olabiliyor,ama içinizde bir ukte kalmayadursun.Bu hayallerinizide engelliyor.

Empati kurmak önemli.Kendimi senin yerine koyup,objektif olarak baktığımda yine ben haklı çıkıyorum.

Ama Aşk işte.Çok etkili bir uyuşturucu,kötü bir bağımlılık.Bendeki de Aşk’ın ukteye dönüşmüş hali.Herşey zamanında yapılmalı insan hayatında.Ukte insanın kafasında kalan bir boşlukmuş zamanında yapılamayanlardan oluşan.Bu boşluk dolmadığında çıkmıyor akıldan.Günün birinde diyerek erteliyoruz içimizdeki boşluğu.Gün gelecek ve olacak…

Makam yine dumanaltı.Cam’ı açtım ve sırtımdan gelen şiddetli soğuk iyi bir his veriyor.Arızalanmayan bir boynum kalmıştı,oda tutulacak bu gidişle.

İstanbul’a kar yağmasıyla her yıl aralık ayı rutin muhabbetlerinden ”Kar ne zaman gelecek” sorusunu duymuyorum.Bu sebeple daha mutluyum.Sabah işe geldiğimde kartopu savaşının içine düşmüş bulunmamla birlikte çalışma ortamımızın Google Ofisi’nden pek fazla farklı olmadığı tespitini yaptım.Ama Türkiye’nin neresinde olursanız olun standart 31 Aralık Esprisi ”Seneye Görüşürüz” ‘e mağruz kalıyorsunuz.Bunu espri diye kullananlardan çok hala bu tarz cümle oyunlarına gülenlere sitemim…

Her ne kadar solak olmam bu durumu biraz olsun kanıtlasa da ortalama insanlardan zeki durumda olduğum tespitini yapmak,kibirli görünmek istemiyorum ama gözlemlediklerim gerçekten içler acısı.Standart insan olmamanın bedeli de var tabiki.Sinemada insanların yarılarak güldüğü şeylere ufak bir tebessümle,bazen çok ciddi şekilde vakit kaybı olarak bakabiliyorsunuz.Hayatdan tat alamıyorsunuz.Birilerinin bana gelip Sizin seviyenize çıkamayacağız  demesi lazım….

Az daha unutuyordum.Rüyamda gördüm yine seni.Bilgisayarını kurcalıyordun bir yandan benimle tartışıp.Bu rüyaların ardı arkası kesilirmi bilmiyorum ama fiziksel olarak seni son defa göreceğimi biliyorum.

Burası gün geçtikçe ürkütücü bir hal almaya başladı.Gaip’den sesler duyuyorum,sonra müziğin ses hacmini yükseltip önemsemiyorum.Geçen akşam yine bi güvenlik hapsettim buraya.Dışarda olan sizseniz içerde kimin kaldığı önemli değildir…

 

 

Yanındaki taş mı?
Uzaktaki  aşk   mı?
Bircok kombinasyonu test etmiş biri olarak söyleyebilirim ki her insan erişemediginin özlemini yaşıyor.Bu teze gore yanımda olsan yine birşeyler eksik olacaktı.
  Dün sinemada bir film izledim mesela.Aklima sen geldin sonra,gözlerim doldu.Yalnızken seni düşününce sadece üzülüyorum,başkası yanımdayken aklıma geliyorsunya,işte o zaman hayat gercekten berbat oluyor.Anlatamıyorum sana ama mutlu olamıyorum iste.Senide kimseye anlatamıyorum.Sadece dalıyorum cok uzaklara defalarca.
 Seni anladığım gibi anlayamıyorum hiç kimseyi.Benim burda ne işim var sorusunu bu siralar kendime cok sormaya başladım.Sen aksamları canımı yaktıgında dısarı cıkıyorum.Istanbul bu sıralar cok soguk.Yuruyorum yavasca,ruzgara karsı.İlkokulda sıra dayağına maruz kaldığımızda sıranın soğuk demirlerini tutup,iyi geldiğini düşünürdük.Soğuk havalarda senin hasretini gidermiyor işte.Bir sigara daha içiyorum.Hayat da yapmam dediğim şeyleri yapıyorum.
  Kendimi anlayamıyorum artık senin beni anlayamadığın gibi.Şu kapıdan çıkıp geleceksin gibi hissediyorum.Sonra şu yanımda ki,oturanların seceresini tuttuğum siyah koltuğa oturacakmış sın gibi.Olmayacağını biliyorum.
Sen gelmeyeceksin.Bir gün bir yerlerde karşılaşacağız,tesadüf gibi…
  Hayatım her geçen gün değişiyor,senin aksine özlemin beni terk etmiyor.Seni her düşündüğümde biraz daha kızıyorum,sonra daha çok özlüyorum.Ama istemiyorum da seni.Sadece özlüyorum.Sinirimi senden başkasına boşaltamıyorum.Bu sıralar daha az konuşuyorum,daha çok düşünüyorum.Geceleri  sabah olmasını çok istiyorum mesela,gün içindede gece olmasını.